Yazılar

Osmanlıda Eğitim

Hasan  KALAFAT

Dr. Adnan Adıvar , “Osmanlı Türklerinde İlim “  adlı eserine şöyle bir giriş yapar : “ Bir millette ilmin başlangıç tarihini tespit etmek hemen hemen mümkün olmaz.; çünkü ilim bir harbin ilanı, bir barışın akdi, yahut istiklal gibi belli bir günde asla başlamış değildir.  Mesela bir milletin istiklal gününde , o milletin bağrında bilginler olabildiği gibi, bu isme layık bir tek kimse bile bulunmayabilir. O halde bu kitabın konusu olan “ Osmanlı Türklerinde İlim” bahsine başlamak için , yapma bir tarih bulmaktan başka çare yoktur”.

Biz de  buna  benzer şekilde davranıp, “sanki Türklerde İstanbul’un fethinden önce hiç eğitim yokmuş gibi” davranıp , Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren  Osmanlı Türklerinde eğitim konusuna değineceğim.

Fatih Sultan Mehmet , fethin ardından , İstanbul’daki  sekiz  kiliseyi medreseye çevirmiş ve bunlara Bursa’dan bazı müderrisler tayin etmiştir. Medreseye çevrilen kiliselerden biri , bugün Fatih’te  Zeyrek Camii olarak bilinen  Pantokrator Manastırı idi  ve 40  talebesi vardı. Bu manastırda kurulan medrese, bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin “kuruluş tarihi, 1453” olarak kabul edilir.

Ancak bu kilise binalarında düzenli bir eğitim yapmak mümkün değildi; o nedenle Sultan, bugün Fatih diye adlandırılan semtte 1463 - 1471  arasında bir Cami ve iki yanında Sahn-ı Seman ve Tetimme denen  medreseler, Muallimhane denen bir ilkokul ile kütüphane, imaret ve aşevi, iki hamam , Dar-üş-şifa denen bir hastane , misafirhaneler vs yaptırdı ve böylece  Fatih  Külliyesi denen binalar ve kurumlar topluluğu ortaya çıktı.

Fatih Medreselerinde okutulan dersler hakkında kesin bilgi yoktur. Vakfiyeden anlaşıldığı kadarıyla  ‘ hem müsbet, hem de dini  ilimlerin ‘ okutulacağı anlaşılıyorsa da , en yüksek düzeyde mederese olan  Sahn’da  yalnızca ‘’ yüksek  islami  ilimler  ‘’  ( Tefsir, Hadis , Fıkıh, Kelam )  okutulmaktaydı.

Değer verdiği bilim adamlarından da anlaşılıyor ki, Fatih pozitif bilimlere önem veriyordu. Bazı  hıristiyan bilim adamlarını İstanbul’da tuttuğu gibi ( örn. Ancona’lı Cyriacus  -- Adıvar s. 38), zamanının ünlü İslam bilginlerini de İstanbul’a getirtmiştir. İstanbul Fatih’in teşvik ve çabaları ile bir bilim merkezi olarak gelişmekte ve İslam dünyasından ünlü bilim adamlarını  çekmekteydi.
Semerkant’ta doğan ve banisi Hakan Uluğ Bey öldükten sonra uzun süre Uzun Hasan’ın yanına sığınan zamanının ünlü matematikçi ve astronomu ALİ KUŞÇU, İstanbul’a elçi olarak gönderilmişti. Fatih ona büyük  ilgi ve yakınlık  göstermiş ve Fatih Medresesindeki en yüksek müderrislere günde 50 akçe verilirken , Ayasofya Medresesinde görev verdiği  Ali Kuşçu’ya günde 200 akçe ödemiştir.

Fatih döneminde yaşayan  Sabuncuoğlu Şerafeddin adlı bir hekim, ünlü eseri “ Cerrahname – i  İlhani” adlı eserinin önsözünde, “yükselmek ve padişahın gözüne girmek için” , ilmi eserler yazmak gerektiği belirtiliyordu ( Adıvar, s. 51 ).  Fatih dönemi müslim ve gayrimüslim bilginlerin İstanbul’da toplandığı ve medreselerde öğrenciler yetiştirdiği dönemdir. Ama eğitimin temeli, dini esaslara göre düzenlenmişti. Hiçbir bilimsel aktivite, Kur’an’ın öğretisinin dışına çıkamazdı. Örneğin, Nadajlı Sarı Abdurrahman adlı bir müderris, “Alemin sonsuzluğunu ve bu  alemde doğa yasalarının üstünde hiçbir kuvvetin olamayacağını “ iddia edince , ‘ zındık’ , yani, ‘ Allaha ve Ahirete inanmayan ‘ biri olarak suçlandı, Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri tarafından yargılandı ve 1601 yılında idam edildi ( Adıvar , s. 120-121 ). Bir başka örneği Sadrazam Damat Ali Paşa olayı oluşturur. Paşa, 1716’de Avusturya ile Petervaradin’de savaşırken şehit düşmüştü. Sadece katoloğu 4 cilt tutan  yüzlerce kitabı, felsefe, tarih ve astronomi gibi din dışı konularla ilgili idi. Bu kitapların kütüphanelere vakfedilmesi bile, Şeyhülislam Ebu İshak İsmail Efendi’nin fetvası ile önlenmiştir      ( Adıvar, s. 159 ). 

Fatih’in kurmuş olduğu bu medreseler  bugünkü İstanbul Üniversitesinin başlangıcı sayılırlar.

Kanuni Sultan Süleyman ,1559 yılında büyük mimar Sinan’a Süleymaniye Camii ve Külliyesini yaptırdı. Külliyede Darülhadis, Darül Tıp , 4 adet genel medrese, bir sıbyan mektebi, kütüphane, eczane, Dar-üş-şifa , hamam, imarethane ve misafirhane  bulunuyordu.

Medreseler 6 derecede eğitim veriyorlardı. En alt düzeydekinin adı Haşiye-i  Tecrid , en üst düzeydekinin adı ise Sahn  idi. Medreselere  sıbyan mektebini bitirenler alınırdı. Herbirinde sınıf geçme değil, ders geçme usulü uygulanırdı. Her düzeydeki medrese eğitimi, kesin olmamakla beraber 1 - 2 yıl  sürerdi. Kitaplar ve öğretim dili genellikle Arapça idi. Türkçe kısmen sözlü açıklama ve tartışmalarda  kullanılırdı. Öğrenci sayısı , vakıfın koşullarına , binanın büyüklüğüne ve dönemlere göre değişmekle beraber, genellikle bir medresede bulunan öğrenci sayısı  20 - 30 ‘u geçmezdi.Öğrenciler vakıf tesislerinde ücretsiz kalırlar ve  imaretten parasız yemek yerler, odalarını kendileri temizler ve ısıtırlardı.

Sahn danışmendlerinden (öğrencilerinden) bazıları , nakli bilimleri öğrendikten sonra , Dar-üş-şifa’da usta-çırak yöntemi ile  tıp ilmini öğrenirlerdi.

Aynı dönemlerde Avrupa’da matbaa bulunmuş ( 1440 ) ve çok sayıda ve ucuz kıtap basımı başlamış; eski Yunan ve Roma kitapları incelenmeye başlanmış; gözlem, deneye   dayalı  bilimsel gelişmeler , kilisenin bütün baskılarına rağmen ilerlemekteydi.Bu dönemlerde Polonya’da Kopernik ( 1473 - 1543 ) , İtalya’da Leonardo da Vinci ( 1452-1519) , İngiltere’de Newton ( 1643 - 1727 )  ve Fransa’da Pascal ( 1623-1662)   birçok buluşlar yapmış ve önemli bilimsel eserler vermişlerdir.

Klasik Osmanlı yönetiminde devlet görevlileri, İlmiye, Mülkiye ve Askeriyebiçiminde ayrılmıştı. İlmiye sınıfından olanlara ulema denirdi. İlmiye sınıfına girebilmek için, Sahn düzeyinde bir medreseyi bitirmek gerekirdi. Ulemanın özel giysisi vardı ve ciddi ayrıcalıklara sahiptiler : Ulema idam edilemez ve hapsedilemezlerdi. Bu sayede Seyhülislamlar, kadılar ve müderrisler korkusuzca, akla ve gerçeğe uygun olarak davranırlardı.

      OSMANLILARDA SARAY EĞİTİMİ :

     Saraydaki okullar  Enderun Mektebi, Şehzadegan  Mektebi ve Meşkhane’dir.

Enderun  Mektebi  : Esas olarak hıristiyan tebaadan alınan  yetenekli  çocukları iyi ve güvenilir devlet adamı ve asker yapmak amacını güdüyordu. Üstün zeka ve niteliklere sahip çocukları alıp yetiştirdiği için , Enderun , özel bir eğitim kurumu da sayılabilir. Düzenleme ve geliştirilmesi Fatih döneminde olmuştur.1909’a kadar çalışan Enderun Mektebi Türk eğitim tarihinde çok önemli bir yer tutar.
    Osmanlı devlet yönetimi  bir taraftan Enderun çıkışlı  ‘’kul ‘’ devlet adamlarına , diğer taraftan Medrese çıkışlı ‘’ulema’’ya dayanıyordu. Osmanlılar özellikle yükselme dönemlerinde , ırk ve dini ne olursa olsun , yetenekli insanlara çok değer verip gelişme olanağı sağlamışlardır. Osmanlılar yine yükselme dönemlerinde , kişisel yetenek ve başarı ile , dürüst ve topluma yararlı davranışlarla yükselmeye dayanan bir terfi ve ödüllendirme sistemi kurmuşlardır.  XVI. yüzyılda Osmanlıları tanımış bir yazar , onların insana verdikleri önemi şöyle anlatmaktadır : ‘’ Türkler olağanüstü bir insan bulduklarında , değerli bir nesne bulmuşcasına  coşku duyarlar ve onu yetiştirmek için hiçbir emek ve çabadan kaçınmazlar ‘’(H. Lybyer: Kanuni Devrinde Osmanlı İmparatorluğunun Yönetimi ).

   Enderun’da eğitim üç yönde birden yapılırdı :

  1. Hizmet yoluyla eğitim : Devşirme yoluyla Enderun’a alınan ‘’iç oğlanları’’ , 7 kademeli odalarda padişaha hizmet ederek  saray geleneklerini öğrenir ve güvenilir kişiler olarak yetiştirilirlerdi. İlk iki odada ( küçük oda, büyük oda )  okuma yazma öğrenir ve diğer odalara geçmek için hazırlık yapılırdı. Doğancılar odasında, padişahın doğanlarına; seferli odasındayken ,padişahın çamaşırlarına; kiler odasındayken  sarayın yiyecek hizmetlerine bakılırdı. Hazine odasına yükseltilen iç oğlan, hazineye ve padişahın değerli eşyalarına bakardı.  Sonuncu basamak olan Has Odaya gelen bir iç oğlan ise , gece ve gündüz padişahın yakınında bulunur ve onun hizmetini görürdü. 
  2. Teorik Eğitim ve öğretim : İslami bilimler ( Kur’an, Fıkıh,Tefsir, Hadis, Kelam ... ) ve  medreselerde okutulmayan Türkçe, Arapça, Farsça, Edebiyat, Tarih ve Matemetik. 
  3. Beden ve sanat eğitimi  : Ok ve cirit atma, ata binme ve güreş gibi sporlar yaptırılır , müzik, şiir, hat, minyatür ve cilt yapma öğretilirdi ( Akyüz, s. 78 )..

 

         MATBAA : 
İkinci Viyana kuşatmasının yenilgi ile sonlanması (1683), Osmanlı’da bir zihniyet değişimine yolaçmıştır. O zamana kadar askeri ve teknik alanlarda Avrupa’dan üstün olan Türkler, bu yenilgiden sonra , Avrupalıların sanayide ve savaşta daha üstün olduklarını kabul etmiş, ve onları taklit yoluyla bazı yenileşme hareketlerini başlatmışlardır ( Halil İnalcık : Türk İdari Teşkilat Tarihi, Ankara , 1963 ).
Yahudiler 1492’de İstanbul’a geldiklerinde matbaayı da beraberlerinde getirmişlerdir. Ermeniler 1567 ‘de, Rumlar ise 1627’de matbaayı kurmuş iken, Türkler ilk matbaayı yukarda belirtilen olayın da etkisiyle ancak  1727’de kurmuşlardır. 
Macar asıllı olup, sonradan Müslümanlığı kabul eden İbrahim Müteferrika, Damat İbrahim Paşa’nın olurunu aldıktan sonra dini kitaplar basmamak kaydı ile (!) Şeyhülislamdan fetva ve padişahtan ferman  alarak   matbaayı kurmuş ve - dini kitapları basmak yasak olduğu için -sözlükler, coğrafya kitapları, tarih kitapları ve Latinceden çeviri bazı kitapları basmıştır. İbrahim Müteferrika, toplam  17 kitap ve birçok harita basıp çoğaltmıştır. Bu hareketiyle, Osmanlı Devletinde bir çeşit Rönesans hareketini başlatmıştır. Katip Çelebi, Mizan-ül Hak  adlı  risalesinde , pozitif bilimler ve felsefe hakkındaki görüşlerini dile getirmekte ve bu tip yeni görüşlerin din ile çelişmeyeceğini ispat etmeye çalışmıştır ( Adıvar, 140 ) . Katip Çelebi 1648 yılında Cihannüma‘yı yazmıştı. İbrahim Müteferrika bu kitabı matbaada basarak çoğalttı. Bu kitapta, kuzey kutbundan başlayarak 4 Kıtanın haritası çizilmekte , nehirler, dağlar ve şehirler isimlendirilmekte ve “ İhtilaf - ı Edyan “ ( Dinlerin Ayrılığı )   başlığı altında Hıristiyanlık ve mezhepler , bir başka bölümde de Büyük İskender’in seferleri anlatılmaktadır (Adıvar,148 ). 
Matbaa 1730’daki Patrona Halil isyanından  bir zarar görmemiştir ( Akyüz, s. 122 ). 1773’den itibaren açılan askeri okullar , kitap ihtiyacını karşılamak için , matbaaya olan ihtiyacı arttırmıştır. Öyle ki, Mühendishane, Tıbbiye ve Harbiye gibi askeri okullar kendi matbaalarını kurmuşlardır. İlk Devlet Matbaası ise 1796’da kuruldu. 1831’den itibaren gazete ve dergilerin ortaya çıkması, matbaa sayesinde bilginin daha hızlı ve geniş alana yayılmasını sağlamıştır.

 

EĞİTİMDE İLK YENİLEŞME HAREKETLERİ  (Akyüz’den yararlanıldı, S. 124 ) :

Osmanlı Devleti bir dizi askeri yenilgiden sonra , önce askeri alanda bazı yenileşme hareketlerini gerekli görmüştür. 1773’de  III.Mustafa döneminde  bir askeri deniz okulu ( Mühendishane-i Bahr-i Hümayun ) açılmıştır. 1773 - 1839 arasında süren bu ilk yenileşme döneminde ilk kez ilkokullar açılmış, ilk kez Fransızca ve İngilizce gibi batı dilleri okul programına girmiş ve 1826’da Yeniçeri Ocağı kapatıldığı için, Medrese önemli bir destekçisini kaybetmiştir. Türkçe yayınlanan ilk gazete , Takvim-i Vekayi, bu dönemde yayın hayatına başlamıştır (1831).

    Mühendishane-i Bahri Hümayun  : İlk askeri deniz okuludur (1773). Rus donanması 1770’de Çeşme limanında demirli bulunan Osmanlı Donanmasını ani bir baskınla yakmıştı. “Mühendis” kelimesi, bu okulda okutulan “hendese” kelimesinden türetilmiştir. Bu okul, Osmanlıların batıya açılan ilk penceresidir. Üçüncü Mustafa zamanında Fransa’nın İstanbul büyükelçisinin damadı, Macar soylusu Baron de Tott, ‘’ topçu öğretmen’’ sıfatiyle  devlet hizmetine alınır. Bu kişi Türkiye’den döndükten sonra yazdığı anılarında, Padişah tarafından, Sapanca Gölü ile İzmit Körfezi arasında ve Süveyş’te  kanal açtırmakla görevlendirildiğini, savaşlara topçu subayı  olarak katıldığını ve  Çanakkale Boğazı’nı tahkime memur edildiğini  anlatır (Aynı Baron de Tott benim doğduğum Poyraz Köyündeki Kale ve kuleyi de inşa ettirdi, 1780’lerde). III. Mustafa , yine bu kişinin ifadesine göre ‘’ devlet idaresinin bütün dallarını berbat eden fenalıkları gidermek için bazı tedbir ve bilgilerin Avrupa’dan alınmasıyla yetinmemiş,  ilim ve marifetin yayılmasını düşünerek , bir matemetik okulu açılmasını istemiş ve kurma görevini de kendisine vermiş. Baron de Tott’un yardımıyla Haliç’te Tersaneye yakın , daha ziyade ‘’ bahriye  mühendisliğine mahsus ‘’  bir okul kuruldu ( 1773 ).Yazara göre böyle bir okul kurulması fikrini veren Kaptan-ı Derya  Cezayirli Hasan Paşa idi. İlk öğrencilerinin çoğu yaşlı başlı insanlardı. Bunların bir kısmı, görev başındaki kaptanlardı.  Kaynarca Antlaşmasıyla başlayan I.Abdülhamid zamanında bu okul yeniden düzenlenerek  ‘’Mühendishane-i Bahri-i Hümayun ‘’ adı verilmiştir ( 1784). Toderini adında bir rahip, anılarında bu okulu özel bir izinle gezdiğini, okulda 50 öğrenci bulunduğunu, duvarlarında  Türkçe ve Fransızca haritalar bulunduğunu ve gemi planlarıyla, gemi işletmeye yarar aletler gördüğünü aktarmaktadır (Adıvar ,s. 203 ). Okulda Türk ve yabancı hocalar ders vermişler ve dersler için telif ve tercüme birçok kitap basılmıştır. 
Okula alınan çocuklara önce okuma-yazma , Arapça, Farsça ve Fransızca öğretiliyordu. Sonra matematik ve denizcilik bilgileri verilirdi. Bu aşamadan sonra 3 yıllık eğitim başlardı : İlmihal, Arapça, hesap, hendese, cebir, ve 3. Sınıftan itibaren branş dersleri okutulurdu.

      Mühendihane-i Berri - i Hümayun  :   III.Selim ( 1789-1807) tarafından 1793’de açtırıldı. Bu askeri kara okulunda  hendese ve hesap üzerinden topçuluk, istihkam ve haritacılık öğretiliyordu. Bu okulun eğitim süresi 4 yıldı. III. Selim ancak çağdaş ilim ve tekniğe uygun yetiştirilen ordularla zafer kazanılacağını düşünerek  , topçu ve matemetikçi yetiştirmek üzere bir okul kurulmasına karar vermiş ve bunun için Fransa ve Macaristan’dan hocalar getirtmiştir. !793’de Halıcıoğlu’ndaki Humbaracılar Kışlasında eğitime başlayan bu okul  ‘ Mühendishane-i Berri-i Hümayun ‘ adını almıştır.  Bu tarihte Tersanedeki  Mühendishane-i Bahri-i Humayun okulunun dersleri , Halıcıoğlu Okuluyla birleştirilmiştir. Bu yeni okula ‘’Başhoca’’ tayin edilen Kırımlı Hüseyin Rıfkı Efendi , geometri konusunda kitaplar yazmıştır. Mecmuat-ül Mühendisin adlı kitabında  ‘’yerin bir derecelik yayının ölçülmesi’’, ‘’ mermi yolu hareketi’’ ve denizlerde mesafe ölçmeye yarayan ‘’ paraketa’’ konusunda bilgiler verilmektedir. Mermi yolu hareketini, ‘’doğal’’ ve ‘’kasri’’ olmak üzere ikiye ayırır. Bırakılan bir cismin düşmesi ‘’doğal’’, fırlatılan bir cismin hareketi ise ‘’ kasri’’ harekettir. Ancak, fırlatılan bir cismin ‘’yörüngesi’’ doğal ve kasri hareketlerin bileşkesidir ve bu da bir ‘’parabol’’dür. Topların ağırlıkları, çaplarındaki değişiklik ve hava direnci, çizdikleri parabolleri etkiler(Adıvar s. 207-208, dipnotu). Halıcıoğlu Okulunun  Üsküdar’da resmi bir matbaası vardı. Tercüme ve telif birçok eser burada basılmıştır. Modern bilimlerin Osmanlı Devletine girmesi için çaba gösterenlerin arasında , bu okulun öğrencisi ve sonra hocası olan Seyyit Mustafa da vardır. Bu aydın hoca, bu konularda yazdığı kitaplar nedeniyle, 1807 irtica ayaklanmasında öldürülmüştür (s.209).

      Okulda III. Selim’in fermanı gereğince şu dersler okutuluyordu  ( Adıvar )
* Türkçe,Arapça, Fransızca
* Aritmetik, geometri
* Trigonometri, cebir
* Coğrafya, topoğrafya
* Harp tarihi
* Entegral ve diferansiyal hesap
* Astronomi
* Mekanik,  balistik
* İstihkam.   

 

   Mühendishanelerin ders programı ( Akyüz, s.126) :
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sınıf-ı rabi                 Sınıf-ı salis                                 Sınıf-ı sani                          Sınıf-ı evvel                
    ( 1.yıl)                      (2.yıl)                                          (3.yıl)                                      ( 4.yıl)
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 Hüsn-i hat                İlm-i hesap                                         Coğrafya                                 Fenn-i mahrutiyat
      İmla                        Usul-i hendese                                    Müsellesat-ı müsteviye          Hesab-ı tefazuli
      Resim                                 Coğrafya                                 Cebir                                        Cerr-i eskal
      Arabi                                  Arabi                                        Tahtit-i arazi                           İlm-i heyet
      Mukaddimat-ı 
                hendese           Fransızca                                         Tarih-i harb                            Fenn-i remi
      Rakam                                                                                                                                     Fenn-i lağım
      Fransızca                                                                                                                               Talim nazariyatı
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Öğrenciler (Şakirdler) salı ve cuma günleri dışında okulda bulunurlar ve pazartesi ile perşembe günleri  araziye çıkarak “ameliyat-ı fünunu meşk ve talim ederlerdi ‘’.Yani   bu askeri okullar , medreselerden farklı olarak uygulamalı dersler yapmaktaydılar.

 


  TIPHANE-İ AMİRE VE CERRAHHANE-İ MAMURE ( 1827 )  :  (Akyüz, s.126 )

1805 - 1820 tarihleri arsında İstanbul’da Kuruçeşme’de Rum Üniversitesi  kurulmuş ve burada Tıp Öğrenimi de yapılmıştır ( Akyüz, s. 88 ). Tıp ve cerrahlık eğitimi yapan , müslümanlardan tabip ve cerrah yetiştirmeyi amaçlayan bir başka askeri okul, II. Mahmut döneminde, 14 Mart 1827’de açılmıştır (14 Mart günü, o nedenle “Tıp Bayramı”dır).  Bu okulun süresi 4 yıl ve programı şöyle idi : Arapça, Fransızca, Sarf ve Nahif, imla, kitabet, İlaçların, bitkilerin ve hastalıkların Arapça ve Türkçe adları, boş zamanlarda din dersleri, cerrahlık uygulaması, Fransızca diliyle anatomi ve tıp bilimine giriş, yeteneklilerin seçilip hastanede cerrahlık uygulaması ( Rıza Tahsin : Mir’at-i Mekteb-i Tıbbiye. O. Ergin : Türkiye Maarif Tarihi ).

 

     MEKTEB-İ FÜNÜN-I HARBİYE  ( 1834 )

1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılmış ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye  adıyla yeni bir ordu kurulmuştu (II.Mahmut) . Bu ordu içindeki yaşı küçük er, onbaşı ve çavuşlar Sıbyan Bölüklerinde toplanarak kendilerine okuma-yazma öğretilmiştir ( 1831 ).Mühendihane-i Berri-i Hümayun’da yetişen birkaç subay  ordunun subay ihtiyacını karşılamadığı için , Sıbyan Bölükleri ayrı binada eğitime devam ettiler ve böylece  Mekteb-i Harbiye kurulmuş oldu ( 1834 ). Mekteb-i Harbiye eğitimi iki aşamada gerçekleşiyordu : Önce 8 yıllık bir  temel eğitim okulu vardı. Mesleki bilgiler bu aşamadan sonra veriliyordu. Okul kurulduktan hemen sonra bazı öğrencilerin Viyana, Paris ve Londra’ya tahsil için gönderildiği bilinmektedir. Avrupa’dan öğretmen de getirilmiştir         ( Akyüz, 127 )..

 

 

    Mekteb-i Habiye’nin  Ders  Programı (Akyüz, s. 128 )
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
I. KISIM
1. Sınıf ( müptadiler ) : Sülus ve rakam meşk ve talimi, elifba cüzü kıraatı.
2.  Ve 3. Sınıflar :Üç harfli lügatler ile ammee cüzü talimi.
4. Ve 5. Sınıflar  : İlm-i hal ve akaid-i İslamiye .
6. Sınıf : Askeri  talimname ve kanunname . 
7. Ve 8. Sınıflar : Tuhfe, Nuhbe, Sarf, Rik’a yazı ve müsvedde  yazma talimi.

                                              II. KISIM
8. Sınıfın yetenekli erlerinden 100 kişi seçilerek bu kısma alınırlar ve şu dersler verilir:  İlm-i hesap, Mecmuat-ül mühensisin, harita tersimi, topoğrafya ameliyatı, ameliyat-ı hendese, ilm-i hendese.
-----------------------------------------------------

     1847’den itibaren dersler şöyledir  : ( Akyüz, s.128 )
Hendese                                                            İlm-i hal ve Terkib-i ecsam ( kimya)
             Cebir ve mukabele                                          Fransızca
             Cebirin hendeseye tatbiki                             İstihkamat-ı hafife ve sakile
             İlm-i menazır(perspektif ilmi)                       Tombaz köprü kurmak
             İlm-iö Kutu-i Mahrutiyat                               Resim
             İlm-i tefazuli ve tamami                                 Harita inşası
             Cerr-i eskal ( mekanik )                                  Top, tüfek ve şiş talimleri
             İlm-i heyet                                                         Piyade ve süvari talimleri
             İlm-i hikmet-i tabiiye(fizik)                            İlm-i sibahat

  ( Parentez içindeki tercümeler Adnan Adıvar: Osmanlı Türklerinde İlim   S. 219’dan)

 

 

19. yy’ın ilk yarısında  Avrupa’nın çağdaş bilimlerini yurda getiren 4 okul olmuştur :
              * Mühendishane-i Bahri-i Humayun ( 1773 )
              * Mühendishane-i Berri-i Humayun ( 1793 )
              * Mekteb-i Harbiye (1834 ) 
              * Mekteb-i Tıbbiye-i Adli-i Şahane ( 1838 )

 

 Not  : Bu okullar hakkında daha ayrıntılı bilgi  için  :** Mirat-i Mühendishane ve Mirat-i Mekteb-i Harbiye : Mehmet Esad .   **  Mirat-i Mekteb-i Tıbbiye  : Doktor Rıza Tahsin.  ** Maarif Tarihi  II. Cilt  : Osman  Ergin.  ** Yüksek  Mühendis  Okulu  : Ç. Uluçay ve E. Kartekin  İstanbul  1958. ** İTÜ  İnşaat Fakültesi  Cumhuriyetin  50. Yılı : E. Toğrol   İstanbul  1973 .   **  Ayrıca  Türkiye’de pozitif bilimlerin gelişmesinde önemli rolü olan ‘’düşünce ve zihniyet’’ üzerinde  19. Yy ve 20.yy ‘daki gelişmeleri izlemek için şu kaynaklardan yararlanılabilir  : **Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi  : Hilmi Ziya Ülken  1966 , 1979  ve 1992.  ** Türkiye’de Çağdaşlaşma  : Niyazi  Berkes 1973 ve 1978.

SIBYAN  MEKTEPLERİ  :

Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren Sıbyan Mektepleri vardır. Fatih,  Sıbyan Mektepleri için  muallimlerin medreselerde ayrı bir program dahilinde yetiştirilmesini emretmiş, ancak ondan sonraki dönemlerde bu yol terkedilerek, cami imamları sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapmışlardır. Sıbyan mektebi hocaları, içinde bulundukları sosyo-kültürel ortamla iyi kaynaşmışlardı. Bu nedenle danışılan, rehber kişilerdi. Sıbyan mekteplerinde eğitim dini karakterde idi, ve öğretmen de bir din adamı idi. Bu özelliği ile hoca, toplumun hergünkü hayatının önemli safhaları olan ibadet, doğum, ölüm, evlenme, boşanma ... gibi  olaylarında görevli idi  (Akyüz,s. 77). Sıbyan mekteplerinin yönetiminde müftü, kadı ve mektebin hocası yetkiliydi (Akyüz, s.95).

Sıbyan mekteplerinin genellikle tek temel dersi vardı: Arapça Kur’an okuma. Neden 5 - 6 yaşındaki çocuklara, ta Fatih döneminden itibaren, hiç anlamadıkları bir dilde Kur’an öğretiliyordu? Bunun cevabını  1332 - 1406  yılları arasında yaşamış olan  İbn-i Haldunşöyle vermekteydi: ’’Çocukların boyun eğer ve etkilenebilir yaşlarında , kalplerine Kur’an sevgisini yerleştirmek gerekir. Daha sonra dini öğrenimlerini sürdürüp sürdürmiyecekleri belli olmayan çocukların kalbine, küçük yaşlarda iken, Kur’an sevgisini yerleştirilmelidir‘’ diyordu( Akyüz, s. 72 ). 2012’de aynı zihniyete sahip yöneticiler, “eğitimde reform kandırmacasıyla çıkardıkları kanunla çocuklarımızı hala “boyun eğer ve etkilenebilir yaşlarında” bilimsel gerçeklerden uzak eğitimlere mecbur etmektedirler. Sıbyan mekteplerinde ayrıca diğer dini bilgiler ve uygulamalar ( örn. namaz kılma... ) öğretiliyordu. İsteyen öğrenciye tüm Kur’an ezberlettirilerek hafızyetiştiriliyordu (Akyüz, s.73 ). Sıbyan mekteplerinde çocuklar hasır, kilim ya da minderi evlerinden getirir ve bunların üstüne oturarak, önlerindeki rahlenin üstüne konmuş olan Kur’anı okumayı öğrenirlerdi. Her düzeyden öğrenci, aynı sınıfta okurdu. Öğrenim zaten bilgi düzeyine göre  gurup halinde değil, tek tek öğrencinin düzeyine göre yapılırdı. Dini ve ahlaki bilgiler  Türkçe veriliyordu  (Akyüz, s. 73-74). 

 

 

 

     Sıbyan Mekteplerinden yaşanmış bir anı :( Tevfik Sağlam  : Nasıl Okudum ?  Sayfa : 30 - 35 . ‘’ Mahalle  Mektebi ‘’ olarak ) 
       ‘’  1888 yılının  14 Mart günü henüz 5 yaşını bitirmeden  mektebe başladım.  ... Çocuklar okula “amin alayı” ile  yolda ilahiler okunarak  götürülürdü. ... Ama babam amin alayını sevmediği için benim okula başlamam basit oldu. Babam elimden tuttu ve beni okula götürdü. Hocanın elini öptüm ve diz çöküp  Besmeleyi çektim. ... O zamanlar iki Elifba vardı . Biri ‘’ Eski Elifbe’’ , diğeri ‘’ Elifbai Osmani ‘’  adında , daha modern  bir kitap. ... Eski Elifbe , bir Arap Alfabesi idi.  ...  Okulda siyah tahta ve tebeşir yoktu. Buna gerek de yoktu. Çünkü amaç yazı yazmayı öğretmek değil, sadece Kur’anı Arapçasıyla okumak ve bazı duaları ezberletmekten ibaretti.  ...  Mektepte çocuklar derslerini yüksek sesle tekrarlarlardı. 40-50 öğrencinin bulunduğu sınıfta mahşeri bir gürültü ve uğultu hüküm sürerdi. Hoca bu uğultudan rahatsız olmazdı.  ... Hocamız  Ayasofya Camii Başimamı  Hafız Osman Efendi, kısa boylu, kırmızı yüzlü, sert, hiddetli , celalli bir zattı. ... Mektepte falaka yoktu, fakat  değnek vardı.  ... Mahalle mekteplerinde öğretimin esası , çocuğa okuma, bilhassa Kur’an okuma, yazma öğretmek, hatim indirtmek, yani Kur’anı bir defa başından sonuna kadar okutmak, içlerinden isteyeni ‘’hafız’’ yetiştirmek, yani Kur’anı ezberletmekten ibarettir. ... Başladığım okulda başarılı olamayınca, bir yıl sonra başka bir okula verildim. Bu ikinci okul daha  moderndi, dayak furyası yoktu  ve daha modern olan Elifbayi Osmani okutuluyordu.  Burada üç yıl okuyarak  Mahalle Mektebini bitirdim. Mahalle Mekteplerinde Hüsnü Hat ( Güzel Yazma ) ve Tecvit de öğretilirdi. Tecvit, Kur’anı düzgün okumak kaidelerini öğreten bir dersti. .... 
       ‘’ O zamanlar orta okulların adı Rüştiye mektebi idi. Bunların bir kısmı askeri, bir kısmı mülki rüştiyelerdi. Askeri rüştiyelerde yetişenlerin çoğu askerlik mesleklerine girerdi, ama bu mecburi değildi. İstanbul’un muhtelif semtlerinde bir askeri rüştiye vardı. ... Askeri Rüştiyelerde dersler , Ramazan Bayramından hemen sonra başlar, 9 ay süreyle çok az kesinti ile devam eder, Recep ayı başında dersler  kesilirdi. Bir ay evlerimizde imtihanlara hazırlanırdık. Şaban ayı imtihanlarla geçerdi. Ramazanda, Bayram ertesine kadar tatil yapardık.. ( S: 36-37). Derslerimiz : 1. Sınıf : İlmihal, imla, Hüsnü Hattı Türki ( Türkçe Güzel Yazma ) , Hikayatı Müntehabe ( Seçkin Hikayeler - okuma kitabı ), Esmai Türkiye ( Türkçede en çok kullanılan kelimeleri öğreten garip bir dersti ).  2.Sınıf : Hesap ( Aritmetik), Sarfı Arabi (( Arapça Gramer ), Kavadidi Farisi ( Farsça Gramer ), Hüsnü Hattı Türki, Hüsnü Hattı Fransavi , Fransızca, kara kalem resim. Hesaptan yalnız A’mali Erbaa  ( dört işlem ) öğretilirdi. ... Gramerin biraz ileri biçimine ‘’ Bina ‘’ denirdi.  Fiil kökleri... vs ezberlenirdi. ...   3. Sınıf :Nahvi Arabi ( Arapça Söz Dizlemi ), Hesap, Muhtasar Coğrafya ( Özet >Coğrafya ), Farsça, Fransızca, Hüsnü Hattı Türki, Hüsnü Hattı Fransavi, kara kalem resim.  4. Sınıf : Arapça Mantık, Kavaidi Osmaniye ( Osmanlıca Gramer ), Mükemmel Hesap, Muhtasar Hendese ( Kısa Geometri ) Usul-ü Defteri ( Ticari defter Tutma ), Coğrafyayı Umumi, Fransızca, Resim. ... Matematikte kesir, kök ve faiz hesapları öğrendik. ... İmtihanlar yazılı ve sözlü idi.  Bütünlemeler vardı.
       ‘’ İşte aziz okuyucularım, 10 yaşında iken bunları okuyup öğrenmek, daha doğrusu ezberlemek için neler çektiğimizi kolayca tasavvur edebilirsiniz. ‘’

                                 --------------------------------------------------------------------------------------------------

 

                                                                                              
 YENİLEŞME DÖNEMİNİN  SİVİL  OKULLARI

     Bu dönemin sonunda, 1839’da II. Mahmut’un fermanıyla  Rüştiye okulları açılır.   O zamana kadar var olan Sıbyan Okullarında çocuklara  Kur’an, namaz ve diğer dini bilgiler öğretiliyordu. Fakat bu bilgiler , o dönemde açılmaya başlayan yüksek okullara öğrenci yetiştiremiyordu. Sıbyan okullarının programında değişiklik yapmak, medreselileri kızdırabilirdi. O nedenle, Sıbyan okulundan sonra ( ilkokul 1824 ‘de beri mecburi kılınmıştı )  2 yıl süreli, rüşt oluncaya kadar devam edilecek okullar (Rüştiye) açıldı. Bu okullarda Türkçe, Arapça, Farsça, Yazı, Lugat ve ahlak dersleri verildi ( Akyüz, s. 129 )..
Rüştiyeler bir süre sonra orta öğretimin en alt basamağı oldu.

 

 

      Bu dönemde şu okullar açıldı :

 

          3. Yunan isyanı ile uyanan Osmanlı Devletinde, o güne kadar tercüme işlerini sadece Rumlar yaptığı için, tercüme yapmak üzere Türk tebaadan elemanlar yetiştirilmeye başlanmıştır (Akyüz, s.130).

 

                       TANZİMAT   DÖNEMİ  :

      Abdülmecit ( 1839 - 1861 )   1839’da tahta çıkınca , Sadrazam Reşit Paşa’nın da etkisiyle Gülhane Hatt-ı Hümayunu  da denen Tanzimat Fermanı  yayınlamıştır. Padişah bu fermanı ile siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılacağını duyurmuştur.  Aynı doğrultuda 1856’da İslahat Fermanı ilan edilmiştir.  1839- 1876 tarihleri arasında sürmüş olan  Tanzimat Dönemi  , Osmanlı  Devleti için bir yenileşme dönemi olmuştur. 
      Mederese eğitimine, ulemadan çekinildiği için dokunulmadı.  Medrese dışındaki eğitim ‘’ilk’’, ‘’orta’’ ve ‘’yüksek’’ eğitim olmak üzere derecelendirildi ( Akyüz, s.138 ). 1869 tarihli ‘’ Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’’ ile kapsamlı düzenlemeler planlanmış ve ‘’Maarif-i Umumiye Nezareti’’ adıyla ilk Milli Eğitim Bakanlığı  kurulmuştur. 1824’den beri mecburi hale getirilmiş olan geleneksel ‘’Sıbyan Mektebleri’’ne de dokunulmamıştır. Yaygın eğitimde mantıklı bir sıra izlenmediği için, orta ve yüksek öğrenimde  sorunlar ortaya çıkmıştır.  Öğretim kurumlarında birlik olmadığı için, uzun yıllar  
‘’ Medrese’’ , 
‘’Tanzimat Mektepleri’’, 
‘’Askeri Mektepler ‘’,  
‘’Azınlık Okulları ‘’ ve 
‘’Yabancı Misyoner okulları’’    gibi çok çeşitli kaynaklardan,  çok farklı bilgi, düşünce, ideal ve dünya görüşüne sahip insanlar yetişmiştir ( Akyüz, s. 138, madde : 11 ).   Çok farklı düşünce, ideal ve dünya görüşüne sahip insanların yetişmesi, Tevhid-i Tedrisat Kanununa rağmen , ne yazık ki, normal ortakul ve liselere alternatif olarak açılan İmam Hatip Okulları vasıtasıyla  yeniden gerçekleştirilmiştir. Farklı ideal ve düşüncelerle yetiştirilen genç insanlar, aynı topraklarda yaşadıkları halde, hayata farklı bakmakta ve  farklı yetişmektedirler.
Tanzimat Döneminde memur ve öğretmen yetiştiren okullar ve ilk kez kızlar için orta dereceli okullar açılmıştır.

 

 

 

      SIBYAN  MEKTEBLERİ  :

      1847 ‘de çıkarılan bir talimata göre  sıbyan mekteplerinin dersleri şunlardır :  Elifba, Amme Cüzü, Türkçe Lugat, Ahlak, Yazı yazma, İlmihal ( dini bilgiler ), Türkçe tecvid    ( Harflerin ve kur’anın okunma biçimi, Kur’an ve Hıfz-ı Kur’an. Tanzimata kadar sıbyan mekteplerinde yazı yazma nadiren öğretilirdi. 1847 talimatıyla, okuma ve yazmanın her çocuğa öğretilmesi koşulu getirilmiştir.  Sıbyan okuluna , 7 yaşına giren her çocuğun devamı şattır. Eğitim süresi  4  yıldır. Sınıf geçme yoktur. Hoca her öğrenciye , kendi düzeyinde bilgi verir ve sadece 4 yılın sonunda bir sınav yapılır. Gerekli bilgileri almamış öğrenciler 3 yıl daha eğitilirler. Çocuklara 7 yaşından itibaren abdest  alıp namaz kıldırılırdı.  Hocaların yetişmesi standardize edilmemişti  , ama  Devletten maaşa bağlandıkları için, velilerden ücret talep etmeleri yasaktı.
1869 tarihli   Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile okul binalarının  yapılması, kızların 6-10, erkeklerin 7-11 yaşları arasında okula devamının mecburi olması kararlaştırıldı. Ders programına, öncekilerden farklı olarak ‘’ özet Osmanlı Tarihi’’, ‘’ Özet Coğrafya ‘’ ve ‘’hesap ‘’ gibi dersler ilave edilmiştir. 
       İlkoğretim zorunluluğu 1876 anayasasında da yer almıştır. Sıbyan Mekteblerine ‘’Mekteb-i iptidai’’  , ‘’ İptidai mektep’’ ,  ‘’Taş Mektep’’ de denilmiştir ( Akyüz, s.141-142).

 

        TANZİMAT  DÖNEMİNDE ORTA  ÖĞRETİM :(Akyüz, s.142 - 146 )

      Tanzimat Döneminde orta öğretim üç tür okul halinde şekillenmiştir :
1.Rüşdiye,
2. İdadiye,
3. Sultaniye.

      Rüşdiyeler   :
         
1846’da kurulmuş olan rüşdiyelerin sayısı, 1874’e kadar 18’e ulaşmıştır ve  toplam öğrenci sayısı 1859 olmuştur. Kızlar için ilk rüşdiye 1859’da  Sultanahmet’te açılmıştır.  Rüşdiyelere sıbyan mektebini bitiren öğrenciler alınırdı ve süresi 4 yıldı. Programı şöyle idi :  Mebadi-i ulum-i diniye, Lisan-ı Osmani kavaidi, İmla ve inşa, Tertib-i cedid üzere Kavaid-i Arabiye ve Farisiye, Tersim-i hutut, Mebadi-i hendese, defter tutmak usulu, Tarih-i umumi, Tarih-i Osmani, Coğrafya, cimnastik, 4. Yılda seçmeli Fransızca. 2012 yılından itibaren de bu program uygulanacak. 1850’lerde bile 2012’lerdeki kadar “modernmişiz”(!). Dersler nerdeyse aynı. Ama “Bilişim Çağındayız”. 1850lerde Sanayi Devrimi bile Osmanlıya çok uzaktı. 2012 lerde ise Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitimi, çocuklarımızı 1350’lerde İbn-i Haldun’un önerdiği şekilde yetiştirmeye hazırlanıyor. Ne acı!

Bugünkü  Cağaloğlu Anadolu Lisesi, 1850’de Abdülmecid’in annesi tarafından örnek Rüşdiye olarak yaptırılmıştır. 1854 ‘de Abdülmecid zamanında  Rusya’ya karşı yapılan  Kırım Savaşı sırasında 60 Rüşdiye mektebi ve bumlarda okuyan 3371 öğrenci vardı. Ama aynı dönemde sadece İstanbul Medreselerinde 16.572 öğrenci bulunmaktaydı (aşağıda belirtilen  Milliyet Gazetesi).
Rüşdiyelerin yeterli bilgi ile yetiştirememesi  üzerine 1875’den itibaren İmparatorluğun çeşitli yerlerinde ‘’ Askeri Rüşdiyeler’’  açıldı.

             İdadiyeler  :

         Harp Okulu ve Askeri Tıbbiyeye  girecek öğrencilerin eksik bilgilerini tamamlamak için   ilk “İdadiye” örneği ‘’ Mekteb-i Fünun-i İdadiye’’ adıyla 1845’de İstanbul’da  açılmıştır. Bu okul 1872’de  Kuleli Kışlasına taşındı ve Kuleli Askeri İdadisi ( Kuleli Askeri Lisesi ) adını aldı.   İdadiyeler  1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile genelleştirildiler ve , Rüşdiyeden sonra 3 yıl süreli okul haline getirildiler. Böylece orta öğrenim toplam 7 yıl oluyordu.  Programında din dersleri , Arapça ve Farsça yoktu. Çünkü bu okullarda müslüman ve hıristiyan çocukların birarada eğitilmesi ve bunların kaynaştırılması amaçlanmıştı.

 

    Ek :   Cemil  Topuzlu  : 80  Yıllık Hatıralarım. Sayfa  5 . İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi  Yayınları, 1982 ( Yayına hazırlayanlar : H.Hatemi ve A.Kazancıgil.)   :

       ‘’  ASKERİ  TIBBİYE İDADİSİNE GİRİŞİM  
   Bana gelince, bir an evvel Çengelköyündeki Askeri Tıbbiye İdadisine girmek istiyordum.; buraya kayıt muamelesi yaptırmak için  babamla birlikte doğruca Harbiye Mektebine gittik. Mektep nazırı Ethem Paşa’nın huzuruna çıktım. Paşa beni baştan aşağı süzdükten sonra dedi ki :

    Dipnotu  : Cemil Paşa’nın Tıbbiyeye girmeden önce  Tıbbiye İdadisine girmesi bugün için garip karşılanabilir.  Osmanlı İmparatorluğunda 19. Yy başından itibaren , yenileşme hareketleri sonucunda kurulan  Mühendishane, Harbiye, Tıbbiye, Mülkiye  gibi yüksek okullarla birlikte , bir üniversite kurma çabaları başlamıştı.   …  Ancak ilk andan itibaren , açılması düşünülen üniversiteye girecek öğrencilerin temel eğitimlerinin olmaması  … ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Halbuki o dönemde  yaşamını sürdüren medreselerde bu kademeleşme zaten mevcut   olduğundan, bu eğitim sisteminde aynı zorluk mevcut değildi.  Ne var ki , bu kadrolardan istifade edilemiyordu. Zira medrese eğitimi için hazırlanmış öğrenciler,  yeni yüksek okullar için gerekli -- fizik, kimya, biyoloji ve matematik .. --  gibi    dersleri okumamışlardı. Otaya çıkan boşluğu doldurmak için  1870 ‘lerden itibaren  büyük çaba sarfolunmuş ve pek çok Rüştiye ve İdadi açılmıştır. Bu okullardan yetişenler çoğalıncaya kadar , adı geçen Harbiye,  Tıbbiye .. gibi  yüksek okullar için, sadece bu okullara öğrenci yetiştiren İdadiler açılmıştır.  …  Bu uygulama  İkinci Meşrutiyetten sonra tamamen kaldırılmıştır. 
----------------------------------------------------------------------------------------------- ----------------------------------------

 

           Sultaniyeler  :

         Bu terim Galatasaray’da gerçek anlamıyla kurulan ilk  liseye verilen  ‘’ Mekteb-i Sultani ‘’ adıyla ortaya çıkmıştır. Açılışında Fransız  Elçiliğinin  etkisi olmuştur. Galatasaray Sultaniyesi’nde eğitim  Fransızca idi, Türk ve Fransız öğretmenler ders veriyordu. Öğrenciler  müslüman ve hıristiyan tebadan alınıyordu ve eğitim ücretliydi.  İlk üç yıl idadi dersleri okutuluyordu. Son üç yılı Kısm-i ali adını alıyordu ve  Edebiyat ve Fen dallarına ayrılıyordu.
Galatasaray  Lisesi  Osmanlının tüm tebasına , din ayrımı gözetmeksizin, açıktı. O nedenle okulda Türk öğrencilerin yanında  , o zamanlar “Osmanlı tebası” olan  Bulgar ve Sırp öğrenciler de vardı. Bu okuldan yetişen  gayri- müslim gençler, mezuniyetlerinden sonra, kendi halklarının  milliyetçisi olarak  sivrildiler. O kadar ki, Bulgar bağımsızlığı sırasında, Genel kurmay başkanı Savof  ve Başbakan Stambulof ,  Galatasaray Lisesinde  okumuşlardı. Savof ve Stambulof dışında daha birçok Bulgar ve Sırp devlet adamı yetiştirmiştir  Galatasaray Lisesi.  Abdülhamid istibdadı sırasında , diğer okullarda birçok şey ağıza bile alınamazken , Voltaire, Diderot, Rousseau ve Montesquieu gibi yazarların okutulduğu Galatasaray Lisesi, en koyu baskı dönemlerinde bile bir özgürlükler yuvası olmuştur . Okulun  aynı zamanda simgesi haline gelen ünlü müdürü Tevfik Fikret , aynı zamanda ‘ fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür ‘ bir şairdi ve bu yönde öğrenci yetiştirmeye çalışırdı’’ ( Çok konuşulan  az  bilinen bir kurum  :  Galatasaray . Ali Sirmen  ve  Emre Öktem,  Milliyet  5 .6. 1997 ).
Sultaniye okulları  II. Meşrutiyete kadar pek yayılmamıştır. İstanbuldaki ikinci örneği  1873’de öğrenime başlayan Darüşşafaka Lisesidir. Bu okul  bir vakıf tarafından fakir çocukları için kurulmuştu.

 

        TANZİMAT DÖNEMİNDE YÜKSEK ÖĞRENİM  : (Akyüz, s.146 )

       Mekteb-i Mülkiye  :( 1859) 
İlk  sivil yüksek öğrenim kurumu olarak  1859’da kurulmuştur. Tanzimat Döneminde yapılan düzenlemeler , modern bir okuldan mezun olan kaymakam ve müdürlere ihtiyaç yaratmıştı. Süresi önce 2 yıl idi; 1867’den itibaren 4 yıla çıkarıldı. Tarih, coğrafya, Fransızca  gibi genel derslerin yanında , Devletler Hukuku,  muhasebe, defter tutma , ekonomi politik gibi dersler de verilmiştir.Bitirenlerden bir kısmı idadiye öğretmenliği yapmıştır.

       Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye  :( 1867 )
Sivil tıp okulu demektir. 1867 ‘de Askeri Tıbbiye içinde kurulmuş, 1872 ‘de kendi binasına taşınmıştır. Eğitim Türkçe yapılıyordu ve tıp kitapları yabancı dillerden çevrilerek  dilimize kazandırılıyordu.

       Darülfünun  :
1863 - 1865 : Darülfünun,
1864 - 1873 : Darülfünun-i Osmani ,
1874 -1881 : Galatasaray Sultanisi içinde : Hukuk , Mühendislik ve 
Edebiyat Mektepleri  olarak   ( Akyüz, s.146-148 )
Darülfünun  kurulması 1846 ‘da kararlaştırılmış ve  bu kurum için bir binanın temeli atılmıştır. Fakat Darülfünun ancak 1863 ‘de açılabilmiştir.  Müslim ve gayrimüslim  öğrenciler yanyana okuyacak , batılılaşma yolunda ilerleyen devletin kamu hizmetlerinde  yer alacak elemanları  yetiştirecekti. Konferansları halka ve idarecilere de açıktı. Konferanslar sırasında ilk kez elektrik deneyleri yapılmış ve ilgi görmüştür.1865’de kendi binasından çıkarılıp , ahşap bir konağa taşınan Darülfünun, aynı yıl 4000 kitabıyla beraber yanmış ve kapanmıştır.
1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi  uyarınca , İstanbul’da bir Darülfünun-i Osmani kuruldu. Müdür olarak, Fransada pozitif bilimler okumuş olan Hoca Tahsin Efendi atanmıştır. Şubat 1870’de açılışı yapılan üniversitede Cemalettin Afgani (*)ve bazı gayrimüslim hocalar da ders veriyorlardı. Fakat, çok geçmeden, muhafazakar kesimle başları derde girdi  :  Müdür Hoca Tahsin Efendi  yaptığı tabii bilim deneyleri yüzünden şimşekleri üstüne çekti. Havasız yerde hayat olamayacağını göstermek için fanus içine koyduğu güvercinin ölmesi üzerine, dinsizlikle suçlanıp , görevinden uzaklaştırıldı.  Cemalettin Afgani de ‘’ peygamberlik sanattır ‘’ dediği için kafirlikle suçlandı ve ancak yurt dışına kaçarak canını kurtardı. Bu sorunlar aşılamadığı için  100 olan öğrenci sayısı önce azaldı, sonra okul 1873’de  kapandı.
1874’de  medrese çevrelerinden uzakta, Galatasaray Sultanisi içinde Darülfünun 3 mektep halinde yeniden açıldıysa da, bu  Darülfünun da 1881’de kapatılmıştır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*) Cemaleddin  Afgani : (  1838  Afganistan -  1897  İstanbul  ) . Önce Afganistan’da ünlendi , sonra Hindistan ve Mısır’a gitti  ve oradan da  1870’de İstanbul’a gelerek  Darülfünunda ders verdir. Fakat gençlere zararlı fikirler verdiğini ileri süren Şeyhülislam, onu Padişaha şikayet ederek yeniden Mısır’a geri gönderilmiştir. Bir din adamı olmasına rağmen, daima siyasi konuşmaları ve çalişmaları olmuştur. Meşrutiyet yönetiminni ve kurumlarını övmekteydi. Mısır’dan Hindistan’a gittiyse de , İngilizler tarafından rahat bırakılmadı. Amerika’ya, İngiltereye ve Fransa’ya gitti. Sonunda yine İstanbul’a geldi ve Darülfünunda  dersler verdi. 1897’de  İstanbul’da kanserden öldü (Meydan Larousse’dan kısaltılarak ).

TANZİMAT DÖNEMİNDE MESLEK LİSELERİ :

  * Yeşilköyde  Ziraat Talimnamesi, 1847. 4 yıl sonra kapandı.
Orman Mektebi, 1874.
Mekteb-i Maarif-i Adliye , 1863. 
Lisan Mektebi , 1864. Devletin diplomasi ve tercüme işlerinde Türkleri görevlendirebilmek için bu okul açıldı.  
Sanayi Mektebi , 1868, Sultanahmet.  5 sınıflı ve yatılı. Dersler : Demircilik, dökümcülük, makine, mimarlık, marangozluk, kunduracılık, terzilik, mücellitlik.Eğitim düzeyi zamanla idadilere eşit hale getirilmiş.

    * Öğretmen Okulu   ( Darülmuallimin ) :  1848’de Fatih semtinde açıldı. Süresi 3 yıl.  Öğrenciler sınavla alınır ve kendilerine burs verilirdi.  Dersleri : Ders verme ve öğretim yöntemi, Farsça, Aritmetik, Geometri, Astronomi, Coğrafya.  1869  Maarif Nizamnamesi ile  Darülmuallimin yeniden düzenlenmiş ve Sıbyan Mektebi ( 2 yıl ), Rüşdiye ( 3 Yıl ), ve İdadiye ( 3 yıl )  okullarından oluşturulmuştur.

       AZINLIK VE YABANCI OKULLARI :( Akyüz,s.149 - 153 )
1856 tarihli İslahat Fermanı ile azınlıklara ve yabancılara kendi okullarını açma hakkı verildi. Bu nedenle farklı dinlere mensup teba birbirinden giderek uzaklaştı. 
Ortodoks İlahiyat Okulu, 1844, Heybeliada . Burada panhelenizm ideali işlendi.
Musevi Asri Mektebi, 1854.
Ermeni Okulları.
Katolik Okulları  :     1839’da İstanbul’da 21 erkek ve 19 kız okulu bulunuyordu. Tamamı misyoner okuluydu. En ünlüleri :
* Saint Benoit,
* Saint Joseph,
* Notre Dame de Sion.      
* Protestan  Okulları  :

 kendi içine dönük yaşıyodu. XIX. Yy ortasında , birdenbire dışardan gelen bir fikir akımının sonucu olarak Türkiyede  “aydınlanma”  diyebileceğimiz hareket başladı. Bunun öncüleri Şinasi, Münif Paşa ve Ali Suavi’dir. Bu hareket  daha sonra Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi ile devem etmiştir.

        Şinasi’ye göre Avrupa’nın mucizesi Akıl ve Kanun egemenliğinin sağlanmasıyla gerçekleşmiştir.  Tanzimat, zülme ve köleliğe son vermiştir. Kanun, zulüm ve cehalet dönemini kapamıştır.  Şinasi dindar ve sultanlık rejimine inanan bir kişiydi. Tüm yeniliklerin bu sistem içinde gerçekleştirilebileceğine inanıyordu. Şinasi  1826 - 1871 yılları arasında yaşadı.

       Münif Paşa ( 1828 - 1894 )  Abdülhamid zamanında üç defa Maarif Nazırlığı yapmıştır. O nedenle  eğitimde bir hayli etkisi olmuştur. Kendisinin önderliğinde Mecmua-i Fünun  dergisi ile (1863) , Osmanlı toplumuna  , o güne kadar duymadığı ve bilmediği  fikirler ve bilgiler öğretiliyordu. Mecmua, gündelik gazete seviyesini aşıp, bilimsel bir dergi niteliği kazanmıştı. Eski Mısır Hükümdarları Tarihinden, Darülfünun fizik ve kimya laboratuvarlarında yapılan deneylere kadar bilgiler aktarılıyordu ( Ülken , s. 68 - 69 ).

        Tanzimat’ın getirdiği batılı fikirler aslında daima yüzeyde kalıyordu. Ne Batı tekniğinin ve  onu hazırlayan bilimlerin öğrenilmesi, ne de Batının yeni hukuki fikirlerinin  anahatları ile benimsenmesi, bu medeniyete girmek demek değildi. Batı uygarlığının temelini oluşturan zihniyet, felsefe ve araştırma yöntemleri bilinmiyordu. Tanzimatın doğurduğu eski- yeni, şark-garp ikiliğinden bile rahatsız olunmuyordu. 2012’de yine bu yola giriyoruz.  Yeni açılan rüştiye ve idadilerde okutulan fen dersleri karşısında akait, fıkıh, kelam çocukların kafasında hiç bir senteze ulaşmamak üzere bu ikiliği devam ettiriyordu. Fakat orta öğretim veren yeni okullar, din bilgilerine ait Türkçe okul kitaplarının yazılmasını gerektirdiği için, eski medresenin Arapça öğretim dışına çıkamayan ve bu nedenle halka yayılamayan medrese bilgileri, birdenbire tüm ülke yüzeyine yayıldı. Aslında batılılaşmak isteyen Tanzimat böylece, medrese ilimlerinin, yeni okul sistemi içine sokulması ve Türkçe kitapların basılması nedeniyle millileştirilmesi sonucunu doğurdu. Böylece günümüzün İmam-Hatip Okullarının ilk örnekleri Tanzimatçılar tarafından geçen yüzyılın ikinci yarısında yaratılmış oldu. İslam mantık ve hukuk bilgisi Türkçeleşti ve henüz pek cılız olan batılı fikirlerin karşısında açık ve sistemli olması sayesinde kuvvetle tutundu (Ülken, s. 71). Tevhid-ı Tedrısat Kanunu ile ortadan kaldırılan bu okul düzeni, 1950’lerden itibaren tüm ülke yüzeyine yayılan İmam-Hatip Okullarıyla yeniden başlatıldı ve 2012’deki düzenlemelerde tam da o zamanki düzeye indirildi. 

Namık Kemal ve Ziya Paşa yeni Osmanlı Devleti’nin seriata dayanmasını istiyorlar ve fıkhı savunuyorlardı. Ali Suavi (1839-1878) ise dünyanın dini kanunlarla idare edilmesine karşı çıkıyor ve laikliği savunuyordu. Din ve devlet işlerinin savunulmasını istiyor ve Osmanlı Tarihinde ilk defa açıkça laiklik fikirlerini ortaya koyuyordu (Ülken, s. 79). Ali Suavi bu görüşleri yüzünden Galatasaray Lisesi müdürlüğünden azledildi. Abdülhamit’i devirmek üzere hazırlıksız bir halk ayaklanmasına önderlik yaparken, bir cop darbesiyle öldürüldü. Suavi, maarifin yayılması ve okuma-yazmanın yaygınlaştırılması için yazılar yazıyordu. Medreseler skolastik eğitimi terketmeliydi. Birkaç uzmanlık medresesi hariç, medreselerde sarık kaldırılmalı, hepsi sivil ve Avrupai okul haline döndürülmeliydi. Din adamı yetiştirecek medreselerde de Türkçe, geometri, tarih, coğrafya ve astronomi dersleri okutulmalıydı.

            Ahmet Mithat ( 1844 – 1912 ) , halkın anlıyabileceği sade bir dil kullandı. Batı kültürünü yaymaya çalıştı. İslam ahlakına bağlıydı. Ama aydınlanma hareketinden yanaydı. Kontrolsüz ve sınırsız özgürlük düşüncesine karşıydı.

 

 

İkinci Abdülhamid’in 13 Şubat 1878’de  Meclisi süresiz kapatmasından, 23 Temmuz 1908 ‘de meşrutiyetin ilan edilmesine kadar geçen zamana  MUTLAKİYET  DÖNEMİ  adı verilmektedir.  Bu dönemdeki eğitimin temel özellikleri şöyledir  :

      1892’de çıkarılan bir talimatla iptidai mekteplere tayin edilecek öğretmenlerin  Darülmuallimin-i İptidai’den  şehadetname almış olmaları ya da  bir sınavda yeterliliklerini ispatlamaları şart koşulmuştur (Akyüz).
Kent ilkokulları 3 yıl olarak uygulandı. Okula alınan çoçuklar 5 yaşındaydı.

       
1882 ‘ de İstanbul ve kasabalarda iptidai mektep programı  :

             DERSLER                                                  1. SINIF           2.   SINIF         3. SINIF___

-1904’deki ilkokul programı ise şöyleydi  :-

 1. SINIF                     2. SINIF                  3. SINIF                       .
Elifba                              Kuran-ı Kerim         Kuran-ı Kerim
Kıraat                             İlm-I hal                   Tecvid
Ecza-yı şerife                Kıraat                       İlm-I hal
Yazı                                Hesap                       Kavaid ve İmla
İlm-I hal                         Yazı                          Hesap
Muhtasar Tarih-I Osmani


Ahlaki kıraat

 

 

       1892 - 1893 eğitim yılında tüm İmparatorlukta 18.893 eski tip ilkokul (usul-i atika, Sıbyan mektebi ) ve  3.067  yeni tip ilkokul ( usul-i cedide, İptidai Mektepler )  bulunmaktaydı.

 

MUTLAKIYET  DÖNEMİNDE ORTA ÖĞRETİMDEKİ YENİLİK VE GELİŞMELER  :

1882 - 1890  yılları arasında, o zamana kadar İstanbulda açılmış olan İdadiler  , taşrada da açılmaya başlanmıştır. Bu dönemde İdadiler, Rüştiye düzeyindeki okulları da içine alarak açılmışlardır. Bu yeni İdadiler , Rüştiye ile birlikte  vilayet merkezlerinde  7 , sancak merkezlerinde  5 yıl olarak düzenlendiler. Böylece gelişen Orta Öğretim , kaza ve büyük bucak merkezlerine kadar yayılan  Rüştiyelerle birlikte, kent ve kasaba halkı arasında yüksek öğretime öğrenci, mahalli ve resmi hizmetler için de eleman yetiştiren  kaynaklar olmuştur. Girit hariç   başka yerlerde açılamayan Sultaniye’lerden bekleneni . taşrada bu idadiler gerçekleştirmiştir. 
Abdülhamid dönemi sonlarında ülkede 619 Rüşdiye vardı. Bunların 74 ‘ ü kızlara aitti.  Tüm Rüşdiyelerde 40 bin kadar öğrenci bulunuyordu. İdadilerin sayısı da bu sırada 109 ve öğrenci sayısı 20 bin kadardı  ( Bayram Kodaman  : Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi   - Y. Akyüz s: 201’den ).

       İdadi, Rüşdiye üzerinde bir orta öğretim kurumuydu. Ama Abdülhamid döneminde çoğu kez, ikisi tek okul olarak açılmıştır.

     Abdülhamid döneminde başlıca şu yüksek okullar kurulmuştur :

     Mekteb-ı Hukuk-ı Şahane ( 1880 )  4 yıllık bir yüksek okul olarak açılmıştır. Kanunları ve siyaseti öğretmesi amaçlanmıştı.
1867’de Askeri Tıbbiye’nin içinde bir bölüm olarak kurulan sivil tıbbiye ( Mekteb-ı Tıbbiye-ı Mülkiye ) bu dönemde , bağımsız bir yüksek okul haline getirildi.
1889’da Baytar Mektebi açıldı.

      Sanayi-ı Nefise ( Güzel Sanatlar ) Mektebi 1882’de , memurlara yabancı dil öğreten Lisan Mektebi 1883’de, Ameli Ziraat Mektebi 1887’de açıldı.

      Abdülhamid büyük ölçüde müslüman çocukların okuması için çeşitli kademelerde , çeşitli  branşlarda okullar açarken, gayrimüslim çocukların eğitimini ve bu eğitimi yapan azınlık ve misyoner okullarının kontrolünü tamamen kaybetmiştir. 1893’de yazılan bir resmi rapordan anlaşıldığı üzere, o tarihte Osmanlı İmparatorlunda 392 Protestan ve Amerikan okulu bulunmaktaydı. Bunların 108’ı Abdülhamid zamanında açılmıştı ( Akyüz, s. 209-210 ).Demek ki, 1876 - 1893 yılları arasında, yani Abdülhamid’in ilk 17 yıllık saltanatı sırasında 108 tane Amerikan ve Protestan okulu açılmıştı. Bunların bir kısmı Ermeniler için Amerikalılar tarafından gerçekleştirildi. Ama yine bu okulların öğrencilerinin çoğu Türk ve Müslüman ailelerin çocuklarıydı. Bu okullara müfettişler dahi sokulmuyordu. İzmir’deki en mükemmel okullar Rumlara , Ermenilere ve Musevilere aitti. Bursa’da azınlık okullarından başka 4 Protestan ve 1 Katolik okulu vardı. Bu tip okullara , hıristiyan çoçuklarıyla beraber, dünyevi refaha yararlı bilgiler verilir diye, aileleri tarafından Müslüman çocukları da gönderiliyordu.

    1898 - 1899 öğrtim yılında Rüştiye ve İdadilerin ortak ders programı  :

    DERSİN  ADI                       1. YIL   2. YIL     3. YIL        4. YIL         5. YIL         6. YIL         7. YIL   .
Tecvİd   Kuran ulum-I diniye      3             2                 2                    2                    2                    1                    2
Türkçe                                             7             6                 4                    3                    2                    2                    --
Edebiyat ve ahlak                         --             --                --                   --                   --                   2                    1
Kitabet-ı resmiye                           --             --                --                   --                   --                   1                    1
Arabi                                                1             2                 2                    2                    2                    1                    1
Farisi                                                --             1                 2                    1                    --                   --                   --
Fransızca                                        --             --                3                    3                    4                    4                    5
Kavanin                                          --             --                --                   --                   --                   2                    2
Hesap                                              2             2                 2                    2                    1                    --                   --
Usul-I defteri                                  --             --                --                   1                    1                    --                   --
Cebir                                                --             --                --                   --                   2                    2                    --
Hendese  ………………….         --             ---               1                    2                    2                    2                    --
Müsellesat    ……………….        --             --                --                   --                   --                   --                   1
Kozmografya                                 --             --                --                   --                   --                   --                   1
Makina                                            --             --                --                   --                   --                   --                   1
Hikmet-I tabiiye ve Kimya           --             --                --                   --                   --                   3                    3
Mevalid                                           --             --                --                   --                   --                   2                    2
Coğrafya   ……………                2             2                 2                    2                    2                    2                    1
Tarih                                                --             2                 2                    2                    2                    1                    1
İlm-ı servet  …………..                --             --                --                   --                   --                   --                   2
Malumat-ı nafia ve Hıfs-ı sıhha               1                 1                    1                    1                    1                    --   --
Hüsn-ı hat                                       1             1                 1                    1                    1                    --                   --
Resim                                               1             1                 1                    1                    1                    --                   --
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
YEKÜN                                            18           20              23                 23                 23                 23                 24


Etnik dil ( Elsine : Rumca, Ermenice, Bulgarca )  --                   2                    2                    2                    1

 

  Zamanla  Din ve Ahlak derslerinin sayısı çoğaltılmış ve  Sait Paşa’nın koydurduğu Fransızca programdan çıkarılmıştır. Bu okulların eğitim düzeyi oldukça basit düzeyde kalmıştır. Yetişen öğrenciler ne Arapça ne de Farsça konuşabilirlerdi. Öğrencilerin Osmanlı coğrafyasını bile bilmediklerini, böyle bir okulda İzmir’de okumuş olan H. Ziya Uşaklıgil anlatmaktadır. Ev ödevi yoktu. Araştırma ve deney hiç yoktu. Azınlık Okullarının yetiştirdiği öğrencilerin yanında çok zayıf kaldılar ve onlarla yarışamadılar ( Akyüz, s. 203 ).

 

        MEŞRUTİYET  DÖNEMİ  :

       1908’de yeniden parlamenter sisteme dönülmüştür. 1908 – 1918 arasındaki dönem, II. Meşrutiyet  olarak bilinir. Bu dönem , savaşlar, kaybedilen topraklar , siyaset ve özgürlükler açısından müthiş hareketli bir dönemdir. 1911’de Trablusgarp Savaşı, 1912 - 1913 ‘ de Balkan Savaşı, 1914 - 1918’de Birinci Dünya Savaşı yaşanmıştır. Özellikle Balkan Savaşlarından sonra, okulların özgür olması, yaygınlaştırılması, kızların eğitimine daha çok önem verilmesi gerektiği tartışıldı ve gerçekleştirilmeye çalışıldı. İlk kez kızlar için yüksek okul açıldı. Geleneksel Sıbyan Mektepleri bu dönemde kapatıldı. 1913 yılında çıkarılan bir kanunla İlköğretim parasız ve mecburi hale getirildi. İlköğretim 6 yıl olarak düzenlendi. Ders programı yeniden yapıldı

    
Meşrutiyet Döneminde İlkokul Dersleri :
Kıraat,
Hat
Lisan - ı Osmani
Hesap
Hendese
Coğrafya,  Tarih,
Dürüs-ı Eşya
Malumat-ı Tabiiye
Hıfzısıhha
Malumat-ı Medeniye ve Ahlakiye ve İktisadiye
El işleri  ve  resim
Terbiye- ı bedeniye

 

 Eğitim çok çeşitli yönleriyle gazete ve dergilerde tartışılmış, fakat büyük atılımlar yapılamamıştı. Ama bu dönemdeki tartışmalar, Cumhuriyet dönemindeki atılımların fikri temelini oluşturmakta etkili olmuştur. Anaokulları ilk kez Meşrutiyette açıldı. Kadınlar resmi dairelerde ilk kez bu dönemde çalışmaya başladılar.

Meşrutiyette rüştiyeler 1913 ‘den itibaren kapatıldı. Onun yerini 6 yıla yükseltilen ilkokullar doldurdu. Abdülhamid döneminde çok sayıda açılması planlanan , ama , İstanbul ve Girit dışında açılamayan Sultanı’ler bu dönemde hızla arttırıldı. İstanbuldaki 50 kadar İdadi, Sultani Lisesine çevrildi. 1911’de ilk kız sultanisi, Cağaloğlunda açıldı.

 

Meşrutiyet Döneminde Sultani lerin ders programı :

Ulum - ı diniye                          Fizik
Lisan-ı Osmani                          Kimya
Tarih                                         Cebir
Coğrafya                                    Müsellesatı müsteviye
Hayvanat                                    Hendese
Nebatat                                      Mekanik
İlm-ül-Arz                                  Mantık ve Felsefe


Hıfzısıhha                                   Yabancı dil : Arabi, Farisi, Lisan-ı ecnebi

Emrullah Efendi ( 1858 – 1914 ) tanınmış bir bilim ve politika adamıdır. 1881 ‘de Mülkiye’den mezun olmuştur. 1909 ve 1911 ‘de iki kere Maarif Nazırı olmuştur. Ona göre eğitim ücretsiz olmalı, okulda din bilgisi, ahlak bilgisi ve diğer dersler okutulmalıydı. Eh, 100 yıl sonra, 2012’de de aynı düşünüyor yönetim. Emrullah Efendi İlkokulları yaygınlaştırmaya çalıştı. Darülfünun’u 1912’de yeniden düzenleyerek, Mülkiye ve Tıbbiye  fakülteler haline getirildi. Ancak onun düzenlemeleriyle gerçek bir üniversite durumuna gelen  Darülfünun’da şu bölümler açılmıştı  (Ülken, s .190):

Darülfünun hocalarına  Müderris,  bölümlerine ise Fakülte adı verildi. 
Almanya’dan öğretim üyeleri getirildi. 
Ama bölümler birbirinden kopuk ve disiplinsiz hale geldi. Darülfünun bilimsel araştırmaya ve yeniliklere yönelemedi. Politika ve sosyal yaşamı etkileyemedi. Sonunda , üniversite için verilen çabalar boşa gitti. 
1915 yılında kızlara mahsus Darülfünun açıldı.
Yine bu dönemde, polis, devlet memurları, ormancılar , sağlıkçılar , ticaret ve güzel sanatlar içn meslek okulları açılmıştır.

1913 - 1914 ‘de Rum, Ermeni ve Musevilere ait 2596  ve ecnebilere ait 215 özel ilkokul vardır         ( Akyüz, s. 240 -- 241). Azınlık ve yabancılara ait orta dereceli okul sayısı ise 80 ‘ di.

Meşrutiyet Döneminin özgürlükçü ortamında nihayet medreselerin durumu açıkça tartışılabilmiş ve ders programları ve eğitim sürelerinde bazı değişiklikler yapılabilmiştir. Dini derslerin yanında Türkçe olarak fen dersleri , tarik ve coğrafya da okutulmaya başlanmıştır.

Ve sonunda :

Osmanlı eğitim sistemi, genç  Türkiye Cumhuriyetine devredildi.

                                                                                             Prof. Dr. Hasan KALAFAT    

                                                                                              İlk hazırlanışı    24.11.1997
Gözden geçirme 08.04.2012

        KAYNAKLAR  :

 ( 4. Baskı), İstanbul.